Bu RoMEO yeşil bir dergidir
2017, Cilt 7, Sayı 1, Sayfa(lar) 163-166
[ Öz ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
DOI: 10.5961/jhes.2017.194
Teknoloji Nedir? Felsefi Bir Yaklaşım
Durmuş GÜNAY
Maltepe Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü, İstanbul, Türkiye
Anahtar Kelimeler: Teknoloji, Teknoloji felsefesi, Teknik
Öz
Bu çalışmada, teknolojinin anlamı açıklığa ve seçikliğe kavuşturulmaya çalışılacaktır. “Bir teknolojik ürünün meydana gelmesinde teknoloji nerededir?” sorusunun cevabı irdelenecektir. Aristoteles’ten beri felsefede, bir varolanın dört nedeni (‘maddi’, ‘formal’, ‘ereksel’ ve ‘fail’) vardır. Bir varolanı var eden bu dört neden arasındaki ilişkiyi dile getirmek üzere varolan form ve varolanın malzemesi arasında yazar tarafından önerilen basit bir formül üzerinden teknolojinin nerede bulunduğu ve nasıl bir rolü olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Grekçe’de hakikat anlamına gelen “aletheia” (açığa çıkarma), teknik anlamındaki “techne” (açığa çıkarma) ve İngilizcedeki “discover” (örtüsünü kaldırmak) terimlerinin arasındaki ilişki ışığında, Türkçedeki, “meydana çıkarmak”, “meydana getirmek” ve “keşfetmek” terimleri arasında ilişki ortaya konulacaktır. Ayrıca, “açığa çıkarmak” ile “meydana çıkarmak” ve “meydana getirmek” ibarelerindeki “meydan” (açık yer) sözcüğü arasındaki benzerliğe de değinilerek, Türkçedeki terminolojinin kavramsal içeriğinin felsefe yapmaya elverişli niteliğine de işaret edilecektir. İlave olarak Heidegger’in teknoloji yaklaşımı eleştirilecektir. Son olarak, teknolojinin anlamının “açığa çıkarmak” ile nasıl açığa çıktığına değinilecektir.
  • Başa Dön
  • Öz
  • Giriş
  • Sonuç
  • Kaynaklar
  • Giriş
    Teknik, meydana getirme bilgisidir. Fiziksel yapay nesneler anlamında, basit makinalar ve aletleri imal etme bilgisidir. Bu bilgi, tecrübeyi ve örtük bilgi (“tacit knowledge”) olan beceriyi de kapsar. Teknoloji ise bilimsel bilgiye dayalı olarak, makina ve cihazları imal etme bilgisidir. Heidegger’in de ifadesiyle, teknik araçtır ve insan etkinliğidir (Heidegger, 1998). Çünkü teknik, insan tarafından ve insanın ihtiyaçlarının karşılanması için üretilmektedir.

    Teknik, el becerisine ve tecrübeye dayalıdır. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, tekniğin tecrübi bilgi içeriği yerine bilimsel bilgi geçtiğinde, teknik teknolojiye dönüştü. 1831’de elektrik motorunun Joseph Henry tarafından elektromanyetik alan teorisine dayanarak imal edilmesi ile teknik ve bilimin yolları kesişti. Sonrasında da teknik ve bilim iç içe geçerek yollarını birleştirdiler ve halen birlikte yolculuk yapmaktadırlar (Günay, 2016; Dosoudil & Haward, 2007).

    Teknoloji, insan elinden çıkma, yapay nesneler (“artifacts”) üretir (Bunge, 1985; Feibleman, 1961). Teknoloji bizim yetersiz yeteneklerimizin (el becerileri ve zihinsel beceriler) devamıdır ve becerilerimizi attırır, büyütür. Eğer elimizi kor yakmasaydı maşaya gerek yoktu. Çiviyi parmağımızla bastırarak çakabilseydik, çekice gerek yoktu. Mesafeleri hızla kat edebilseydik; mesela kuşlar gibi uçabilseydik, ulaşım araçlarına gerek yoktu. Eğer insan vücudunun iç yapısını da çıplak gözle görebilmiş olsaydık, MR ve tomografi cihazlarına gerek olmayabilirdi. Bilimler, merak ve ihtiyacımızın itici gücü ve aklımızın yetersizliğinden; ekonomi bilimi, kaynakların yetersizliğinden ve ihtiyacımızdan ortaya çıkmıştır. Zihinsel yeteneklerimiz her türlü matematiksel işlemi yapabilecek kapasitede olsaydı; hesap makinelerine ihtiyaç olmayacaktı.

    Varlık/olgular görünen yüzüyle bilgisini bize açmaz. Nedenlerini gizler. Bilimsel bilgiyi de kapsayan “hakikat” varlığın giz(i)ni açmaktır. Doğa, kendisini fenomenler olarak algımıza gösterir. Doğanın görünen yüzünün, fenomenlerin, arkasında işleyen nedenleri gündelik bilgi tarzında hemen algılayabileceğimiz zihinsel yeteneğe sahip olsaydık, bilimsel yasaların keşfine gerek olmayacaktı. Olayların/olguların ortak nedenlerinin belirlenimi bilimsel yasaların keşfine götürür (Bergson, 2014). Bilimsel yasalar, sayısız tekil olayları açıklamaya (“explanation”) ve öndeyide (“prediction”) bulunmaya yarayan kavramsal araçlardır. Bilim, zihinsel yeteneğimizi çoğaltan bilimsel yasa adını verdiğimiz kavramsal araçları keşfetmektir. O halde insan, kendi doğasındaki bilme ihtiyacını karşılamak istediğinde, yeteneklerinin bu talebe doğrudan cevap verememesi nedeniyle bilim yapmak durumunda kalmıştır. Teknoloji ise becerimizi uzatan ve çoğaltan araçlar üretmektedir. İnsan, pratik ihtiyaçlarını karşılamak istediğinde, becerilerinin yetersizliği dolayısıyla teknoloji üretmek zorunda kalmıştır.

    TEKNOLOJİ
    Teknolojinin gelişmesinde ihtiyaçların rolünü vurgulamak üzere anlatılan ünlü ‘Ezop Masalı’nı hatırlayalım (Basalla, 1996): “Evvel zaman içinde susuzluktan ölmek üzere olan bir karga, dibinde biraz su bulunan bir ibriğe rastlamış. Öne doğru eğilerek, boynunu zorla ibriğin ağzından içeri sokan karga, defalarca ibriğin dibinde kalan suyu içmeyi denemiş. Ama karganın gagası, öylesine kısaymış ki suya bir türlü ulaşamıyormuş. Bunun üzerine karga, ibriği devirip suyu dökmeye çalışmış. İbrik ağır olduğu için bunu da başaramayan karga, sonunda umudunu yitirmiş. Derken, aklına parlak bir fikir gelmiş ve etrafta bulduğu küçük çakıl taşlarını ibriğin içine atmaya başlamış. İbriğin dibinde biriken çakıl taşları suyun seviyesinin artmasını sağlamış. Böylece karga da suyu içerek ölmekten kurtulmuş…” İhtiyaçların yaratıcı çabayı harekete geçirdiği inancı, teknolojik etkinliğin neredeyse tamamını açıklamak için sürekli yardıma çağrılan bir görüştür. Tarihte ihtiyaçların yoğunlaştığı dönemlerde, örneğin II. Dünya savaşında, adeta zaman sıkışmış ve teknolojik icatlar artmıştır.

    Teknoloji, içinde doğduğu ve dahil olduğu ortamın ontolojisini algımızda değiştirir. Matbaa öncesi Dünya ile sonrası Dünya, elektrik öncesi Dünya ile sonrası Dünya, bilişim ve iletişim teknolojisi öncesi Dünya ile sonrası Dünya arasında algımızda ontolojik bir fark vardır. Elektrik olmayan bir Dünyayı günümüzde algılamakta zorlanırız.

    Grekçe’de tekniğin (“techne”) anlamının dilimizdeki karşılığı “açığa çıkarmak”tır. Yine Grekçe’de hakikat (“aletheia”) de “açığa çıkarmak” anlamındadır. Teknik karşılığı olan “açığa çıkarmak” ile hakikat anlamındaki “açığa çıkarmak” terimlerinin işaret ettiği kavramlar birbirinin aynısı değildir. Aralarındaki fark, teknik karşılığı olan “açığa çıkarma” “meydana getirme”; hakikat karşılığı olan “açığa çıkarma” ise “meydana çıkarma” ile ifade edildiğinde görünür hale gelir. “Meydana çıkarma” yani açık alana çıkarmak veya ortaya çıkarmak hakikat anlamındaki açığa çıkarmaya karşılık gelir. Bir başka ifadeyle zaten orada bulunanın örtüsünü kaldırarak, yani keşfetmek (“discover”) suretiyle meydana çıkarıyoruz. Teknik anlamındaki, “meydana getirme” de bir başka yerden oraya, meydana, açık alana getirme veya imal etme anlamındadır. Dilimizde, “meydana çıkarma”ya karşılık gelen “açıklamak” sözcüğüne dikkat edersek, ‘açık’ta yani ‘meydan’da olmasını sağlama anlamı, açığa çıkarmak ile paralellik göstermektedir. Açığa çıkarmak, hakikate (“aletheia”ya) tekabül eder.

    Aristoteles’e göre bir varolanın dört nedeni vardır (Şekil 1): 1. Formal neden (“causa formalis”), 2. maddi neden (“causa materialis”), 3. ereksel neden (“causa finalis”) ve 4. fail neden (“causa efficiens”). Teknik ürün de bir varolandır. Heidegger bu dört nedeni merkeze alarak ve ‘neden’ sözcüğünün Grekçe’de (“aition”) ve Latince’de (“causa”) etimolojik olarak izini sürerek, teknolojiye dair yaklaşımını ortaya koymaktadır.


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Şekil 1: Varolanın dört nedeni.

    Teknik anlamındaki meydana getirmeyi Heidegger gizini açma (“revealing”) olarak dile getirmektedir. Burada Heidegger’in düşünür sezgisiyle işaret ettiği şey; teknik ürünün formu maddesiyle birleşerek, dilde varolan dünyasından dış dünyada varolan haline gelerek teknolojik ürün olması, meydana gelmesidir. Bir teknik ürünün; fail nedeni (ustası) tarafından, formal nedeni, ereksel nedeni, maddi nedeni bir araya getirilerek dış dünyada varolan haline gelmiş olması, teknolojinin/tekniğin oynadığı rol sayesinde, bir başka ifadeyle Heidegger’in dile getirdiği gibi gizini açma (“revealing”), öne çıkarma (“bringing-forth”) veya görünüşe çıkarma (bringing into apperance) ile meydana gelmiş olmaktadır.

    Bir çelik tencerenin imalinde, ustanın (failin) kullandığı pres ile malzeme, tencere formu içine sokularak tencere haline gelmektedir. Bir otomobil imalinde ise, başlangıçta şasiden başlayarak üretim zinciri içinde, parçalar montaj hattı sonunda, tümü otomobil formun içinde bir araya getirilmiş, parçaların tümü otomobili meydana getirmek üzere otomobil formunda kendi yerlerini alarak imalat gerçekleşmiş olmaktadır. Böylece otomobil meydana getirilmiş, dilde varolan olan form, yani çizilen otomobil projesi; malzemesi (otomobil parçaları) ile birleştirilerek, otomobil olarak dış dünyada varolan haline gelmekte, “meydana gelmekte”, “görünüşe çıkmakta”, “gizini açmakta” veya “gerçekleşmekte” diyebiliyoruz.

    Heidegger şöyle söyler: “Teknik, amaç için araçtır. Ve teknik, insanın bir etkinliğidir... Ve araç, aygıt ve makinelerin yapımı ve kullanımı, bu yapılmış olanların ve kullanılanların kendileri, bunların hizmet ettikleri gereksinimler ve amaçlar, tekniğin ne olduğuna ilişkindirler. Bütün bu donanımlar kompleksi, tekniktir. Bizzat tekniğin kendisi bir donanımdır veya Latince söylendiğinde instrumentumdur” (Heidegger,1998).

    Yukarıdaki tanımda Heidegger, teknolojik ürünün kendisini, yapımda kullanılan alet ve makinaları, bunların kullanımını, amacı ve gereksinimlerin tümünü teknoloji saymaktadır. “Bizzat tekniğin kendisi bir donanımdır” demektedir. Bu yaklaşım, teknolojinin ne olduğunu belirsizleştirmektedir. Bizim yaklaşımımız, bu yaklaşımdan farklıdır. Heidegger ve kimi düşünürler teknolojik ürünün imalinde, imal etme bilgisinin yanı sıra, imalatta kullanılan donanımı da tekniğe dahil etmektedirler (Wahap et al., 2012). Teknolojik ürün ve imalinde kullanılan donanım bize göre teknolojiye dahil değildir.

    TEKNOLOJİNİN ‘NE’LİĞİNİN AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMASI
    Üç varolan dünyası vardır: Düşünme, dil ve dış dünya. Varolanlar; düşünmede varolan, dilde varolan ve dış dünyada varolan’dır (Çotuksöken, 2003). Dış dünyadaki bir varolanın; kavramı düşünmede varolan, adı dilde varolandır. Varolanı var eden nedenlerden (“causes”) form ve malzeme ile varolan arasında şöyle bir formül yazabiliriz (Şekil 2):


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Şekil 2: Varolan ve varolanın nedenleri arasındaki ilişki.

    Varolan = Form + Malzeme (Madde)
    Teknolojik ürün de bir varolandır. O halde;
    Teknolojik Ürün = Form + Malzeme (Madde)

    Teknoloji burada, form ile malzemeyi birleştiren, malzemeyi imal edilen teknik ürünün formu içine sokan, formüldeki artı (+) işareti yerine geçmektedir. Form, bir teknolojik ürünün, projesidir, mühendislik bilimine dayanır. Yazılı olan proje/form dilde varolandır. Teknolojik ürün bir fiziksel nesne ise, kendisi ve malzemesi dış dünyada varolandır. Bir bina projesi binanın formudur. Binayı oluşturan malzeme, inşaat teknolojisi ile bina formunda bulunduğu yerini alarak bina inşa edilmiş olmaktadır. Benzer şekilde, bir uçak imalinde uçağın parçaları o form içinde monte edilerek yerlerini almaktadır.

    Kimi düşünürler ve Heidegger, yapım ve kullanım bilgisini, uçağın kendisini ve yapımda kullanılan malzemeyi ve donanımı da tekniğe dâhil etmektedir. Bu yönüyle Heidegger’in yaklaşımını eleştiriyoruz. Heidegger, teknolojiyi hem dış dünyada, hem de dilde varolan saymaktadır. Böylece teknolojinin ontolojik zemini hem dış dünya, hem de dil dünyası olmaktadır. Bize göre, yapımda kullanılan donanım ve yapılan teknolojik ürün teknoloji değildir. Onlar, teknolojinin ürünleridir. Donanım, dış dünyada varolandır. Teknoloji ise, teknoloji (“techno”-“logy”) teriminden de görüldüğü gibi bilgi dünyasına, dilde varolan dünyasına aittir. Teknoloji, teknolojik ürünün formu içine sokulmasını sağlayan bilgidir. Fiziksel ürün anlamında, teknolojik ürün dış dünyada varolandır. Bilimsel bilgi hiyerarşik olarak şu şekilde sıralanabilir: Temel bilim, uygulamalı bilim, mühendislik bilimi ve teknoloji (Günay, 2006; 2013; 2016).

    Heidegger’in yaklaşımı ile şiir (yazma) tekniği, eğitim-öğretim tekniği kavramlarını açıklayamayız. Şair, malzeme olarak sözcükleri kullanarak, belli bir formda; hece, aruz veya serbest formda, dile getirmeyi amaçladığı duygularını kendi şiir tekniği ile yazar. Burada bir donanımdan (“instrument”) bahsedemeyiz. Benzer durum diğer sanat alanlarında, eğitim-öğretim alanında da söz konusudur. Resimde malzeme; boya, kâğıt veya bezdir. Müzikte, malzeme sestir. Sanatta, sanat eserinin formu şairin zihninde/düşünmesinde, yani düşünmede varolandır. Şiir, dile döküldüğünde veya yazılı alanda var olduğunda, dış dünyada değil dilde varolan olarak görünüşe çıkar, zuhur eder. O halde, sanat alanında görünüşe çıkma; düşünmede varolan alanından, dilde varolan alanına çıkma şeklindedir. Endüstri ürünleri anlamında ise, dilde varolan alanından dış dünyada varolan alanına çıkmış, açığa çıkmış, olmaktadır.

    Bir geminin suda yüzmesinin dayandığı en temel bilimsel yasa, kaldırma kuvveti yasasıdır. Sıvıların Kaldırma Kuvveti Yasası şudur: ‘Sıvıya daldırılan bir cisim, taşırdığı sıvının ağırlığı kadar bir kuvvet ile sıvı tarafından kaldırılır’. Geminin suda yüzmesi için ağırlığı miktarınca su taşıracak tarzda projelendirilmesi gerekecektir. Geminin projesi, mühendislik bilimi yardımıyla çizilecektir. Çizilen projenin (geminin formunun), gemi haline veya dış dünyada varolan haline gelmesi teknoloji sayesinde gerçekleşecektir. Geminin imalinde, gemi malzemesi, gemi formu içine sokulmaktadır. Teknoloji teknolojik ürünü, dilde varolan alanından, dış dünyada varolan alanına geçiren köprü gibidir. Bu açıklamalar, hem teknik hem de teknoloji için geçerli olan yaklaşımdır. Ancak, (geleneksel) teknikte formu tecrübi bilgi; teknolojide formu bilimsel bilgi oluşturmaktadır. Burada formun, teknolojik ürünün özü olduğuna da işaret etmek gerekir. Öz, bir şeyi kendisi yapan, ‘işte o yapan’ dır (Çotuksöken, 2003). Bardak ve vazo; her ikisi de camdandır. Bardağı bardak yapan, vazoyu vazo yapan onların formlarıdır. O halde form; özdür.

  • Başa Dön
  • Öz
  • Giriş
  • Sonuç
  • Kaynaklar
  • Sonuç
    Bu çalışmada, teknolojinin ne olduğunu açık ve seçik olarak ortaya koymak amacıyla bir yaklaşım geliştirilmiştir. Bu yaklaşım hem teknik hem de teknoloji için geçerlidir. Söz konusu bu yaklaşımda teknik/teknoloji, malzemenin teknik ürünün formu içine sokulmasının bilgisidir. Heidegger’in teknolojik ürünün imalinde kullanılan donanımı da teknolojiye dahil etmesi eleştirilmiştir. Çünkü, teknoloji ontolojik olarak, bütün bilgiler gibi, dil dünyasındadır. Dilde varolandır. Donanım ise dış dünyada varolandır.

    Modern teknoloji varlığa saldırır; onun üzerinde hâkimiyet kurar; zapturapt altına alır; el altında tutar; görevlendirir ve onu sonuna kadar sömürür. Yel değirmeni rüzgârın esmesine, su değirmeni suyun akmasına bağlıdır. Ancak, hidroelektrik santralleri nehrin suyunu depolar; belirli bir basınç elde edecek şekilde barajda toplar; kontrol altına alır ve suyun enerjisini sonuna kadar açığa çıkarır. Bir siyaset adamı, Keban Barajı için “Fırat’a vurulmuş bir gemdir” demişti. Burada Keban, Fırat’ı hâkimiyeti altına alan bir araçtır. Heidegger çerçeveleme, tehlike, meydan okuma, saldırı, görevlendirme gibi terimlerle modern teknolojinin niteliklerini ortaya koymaktadır.

    Tavuklar doğal çevrede dolaşıp, beslenip kendi doğası gereğince yumurtlarken, modern tavuk çiftliklerinde can taşıyan bir canlı varlık gibi değil, belirli bir hacimde, gece gündüz aydınlık içinde tutularak, önüne yem ve su konularak en kısa sürede en çok verim almak üzere tüm yumurtlama kapasitesini kullanmak (açığa çıkarmak) üzere kurulmuş aygıtlar gibidir.

    Teknik doğaya tabi iken, teknoloji doğaya hâkim olmakta ve doğayı emrine amade kılmaktadır. Modern bilimin F. Bacon’dan gelen, “bölmek bilmektir, bilmek egemen olmaktır, böl ve egemen ol” yaklaşımı, gizlice teknolojiye sızmıştır. İnsan elinden çıkan ve doğaya hâkim olan teknoloji, kendisini var edeni de hâkimiyeti altına almaktadır.

  • Başa Dön
  • Öz
  • Giriş
  • Sonuç
  • Kaynaklar
  • Kaynaklar

    1) Basalla, G. (1996). Teknolojinin evrimi. (Çev. Soydemir C.). Ankara: TÜBİTAK

    2) Bergson, H. (2014). Metafizik dersleri. (Çev. Beşiktaşlıyan B. G.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık

    3) Bunge, M. (1985). Philosophy of science and technology. V. 7., Holland: D. Rediel Publishing Company

    4) Çotuksöken, B. (2003). Felsefi Söylem Nedir? İstanbul: İnkilap Kitabevi

    5) Dosoudil, J. & Haward N. (2007). Science and technology historical timeline. Great Britain. Retrieved from http://www.bridgeonline. cz/wp-content/uploads/2016/09/38_science_and_ technology.pdf

    6) Feibleman, J. K. (1961). Pure science, applied science, technology, engineering: an attempt at definitions. Technology and Culture, 2(4), 305-317.

    7) Heidegger, M. (1977). The question concerning technology and other essays. New York: Harperperennial modern thought.

    8) Heidegger, M. (1998). Tekniğe ilişkin soruşturma. (Çev. Özlem D.). İstanbul: Paradigma.

    9) Günay, D. (2006). Teknolojinin doğası. II. Türk Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi. Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta, Türkiye.

    10) Günay, D. (2013). Engineering, engineering education, trends and engineering education in Turkey. International Congress on Engineering Education-ICEE 2013. Madinah, Saudi Arabia.

    11) Gunay, D. (2016). Bilim ve Mühendislik İlişkisine Felsefi Bir Bakış. I. Uluslararası Akdeniz Bilim ve Mühendislik Kongresi (IMSEC 2016). Çukurova Üniversitesi, Adana, Türkiye.

    12) Wahap, S. A., Rose, R. C., & Osman, S. I. W. (2012). Defining the concepts of technology and technology transfer: a literature analysis. International Businees Research 5(1), 60-71.

  • Başa Dön
  • Öz
  • Giriş
  • Sonuç
  • Kaynaklar
  • [ Başa Dön ] [ Öz ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
    Şu ana kadar web sayfamız 17926945 defa ziyaret edilmiştir.